MATEMATİK SÖZLÜĞÜ
- A -
A ile B'nin Kartezyen Çarpımı: Birinci bileşeni A'dan, ikinci bileşeni B'den alınarak elde edilen ikililerin kümesidir...
A Kümesinden B'nin Farkı: A kümesinin B kümesi ile ortak olmayan elemanlarından oluşan kümedir...
- B -
Bağıntı: Bir kartezyen çarpımın alt kümesidir...
Basit Kapalı Eğri: Düzlemde, herhangi bir noktadan bir kez geçmek üzere, çizime başlanılan noktada biten eğridir...
- C -
Cisim: Bir küme ve bu küme üzerinde tanımlanmış iki işlemin belli şartları taşımasıdır...
- Ç -
Çap: Çemberin merkezinden geçen kiriştir...
Çarpan: Bir çarpma işlemindeki sayılardan herbiridir...
- D -
Dar Açı: Ölçüsü 90° den küçük olan dar açıdır...
Dekametre: 10 metrelik uzunluk ölçü birimidir...
- E -
Eksilen: Çıkarma işleminde azaltılması istenen sayıdır...
Eleman: Bir kümeyi oluşturan nesnelerden herbiridir...
- F -
F Fonksiyonunun Değer Kümesi: A'dan B'ye f fonksiyonu verildiğinde, B kümesidir...
F Fonksiyonunun Görüntü Kümesi: A'dan B'ye f fonksiyonu verildiğinde, f(A) kümesidir...
- G -
G Bileşke F Fonksiyonu: f: AB ve g: BC birer fonksiyon olmak üzere, A'dan C'ye (gof)(x)=g(f(x)) kuralı ile belirlenen fonksiyondur...
Genişlik: Dikdörtgen ya da dikdörtgenler prizmasındaki boyutlardan biridir...
- H -
Hacim: Kapalı uzay parçasının ölçüsüdür. Bir uzay parçasında birim hacimin kaç defa olduğunu gösteren sayıdır...
Halka: Bir küme ve bu küme üzerinde tanımlanmış iki işlemin belli bazı şartları taşımasıdır...
- I -
Işın: Doğruda ayırma noktası ile bu noktanın bir yanında bulunan noktaların oluşturduğu kümedir...
- İ -
İçine Fonksiyon: Örten olmayan fonksiyondur...
İhtimal: Bir olayın olabilme şansını belirten sayıdır... Olasılık...
- K -
Kalan: Bölme işlemninde bölünenden artan veya çıkarma işlemindeki farktır...
Kapalı Bölge: Basit bir kapalı eğri ile bu eğrinin iç bölgesinin kesişimidir...
- L -
Logaritma: ax=b işleminde x sayısını bulma işlemidir.
- M -
Matematik Sistem: Bir küme ve bu küme üzerinde tanımlanmış bir veya daha çok işlemden oluşan sistemdir...
Moduler Aritmetik: m>1 ve m doğal sayılar kümesinin bir elemanı olarak, tam sayıların m ile bölümünden kalan sınıfları ile yapılan aritmetiktir...
- N -
Nesne: "Kişi" ya da "Kimse" ile anlatılan varlıkların dışında kalan ağırlığı, kütlesi olan her türlü varlıklardır...
Nicelik: Bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen, azalıp, çoğalabilen özelliği yani miktarıdır...
- O -
Olasılık: Bir olayın olabilme şansını gösteren sayıdır...
Olmayana Ergi Metodu: Bir teoremde hükmün değilini doğru varsayıp hipotezin değilini elde edilerek yapılan ispattır...
- Ö -
Önerme: Doğru ya da yanlış hüküm belirten ifadedir...
Örten Fonksiyon: Görüntü kümesi değer kümesine eşit olan fonksiyondur...
- P -
Paralel Doğrular: Bir düzlem içinde olup ortak noktaları bulunmayan doğrulardır...
Paralelkenar: Karşılıklı kenarları paralel olan dörtgendir...
- R -
Rakam: Sayıları yazmak için kullanılan işaretlerdir...
Rasyonel Sayı: a,b birer tamsayı, b sıfır olmamak şartıyla a/b şeklinde yazılabilen sayıdır...
- S -Sabit Fonksiyon: Tanım kümesinin bütün elemanlarını değer kümesinin aynı elemanı ile eşleyen fonksiyondur...
Sayı Doğrusu: Bir doğru üzerinde bir başlangıç noktası alınıp sağa doğru eşit aralıklarla noktalar işaretlerle, başlangıç noktası 0, diğer noktalar sıra ile 1,2,3,.... ile eşlenirse elde edilen şekil bir sayı doğrusu olur...
- T -
Tam Açı: Ölçüsü 360° olan açıdır...
Tam Sayılar: Z={...,-2,-1,0,1,2,...} sayı kümesidir...
- U -
Uzay: Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz sayıda noktaların oluşturduğu kümedir...
Uzunluk: Dikdörtgen ya da dikdörtgenler prizmasındaki boyutlardan biridir...
- Ü -
Üçgen: Doğrusal olmayan üç noktayı ikişer ikişer birleştiren doğru parçalarının birlerşim kümesi...
Üçgensel Bölge: Üçgen ile iç bölgesinin birleşim kümesi...
- V -
Varlıksal Niceleyici: sembolü ile gösterilir ve "en az bir" veya "bazı" anlamlarını taşır...
Venn Şeması: Bir kümenin elemanlarının bir kapalı eğri içine yazılarak gösterilmesidir...
- Y -
Yamuk: Yalnız iki kenarı paralel dörtgendir...
Yarıçap: Çemberin merkezini herhangi bir noktasına birleştiren doğru parçasıdır...
- Z -
Zıt Işınlar: Başlangıç noktaları aynı, bileşimleri bir doğru oluşturan ışınlardır...
Zıt Vektörler: Başlangıç noktası, doğrultuları ve uzunlukları aynı, yönleri zıt olan vektörlerdir...
20 Apr 2007
BİLİM TARİHİNDE MATEMATİK
Ülkemizde, evrensel nitelikteki kendi alimlerimizin bilimsel yönlerine gereken ve yeterli önem verilmezken; Batı'da, özellikle son yüzyıl içerisinde, bilginlerimize ait yüzlerce cilt eser ve makalelerin yayınlandığı, hatta bu bilginlerimiz için, yaşadığı yüzyıllara adlar verildiği ve anma törenleri düzenlendiğini görmek mümkündür. Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse; dünyada ilk cebir kitabı yazanın Harezmi (Harezm 780-Bağdat 850), trigonometrinin temel bilginlerinden olan sinüs ve cosinüs tanımlarını ilk açıklayan el-Battani (Harran 858-Sa-marra 929) , tanjant ve cotanjant tanımları ile ilgili temel bilgileri Ebu'l Vefa (940-998), Pascal'a (Blaise Pascal 1623-1662) izafe edilen ve cebirde önemli kuralları ihtiva eden "Binom Formülünün" Ömer Hayyam'a (1038-1132) ait ve Kepler'in (Johannes Kepler 1570-1630) araştırmalarına rehberlik edenin İbn-i Heysem (965-1039) olduğunu belirtebiliriz. Ayrıca Sabit bin Kurra (826-901) için "Türk Öklid'i" bilim dünyasının en büyük alimi, Beyruni (Bruni) (973-1052) için "Onuncu Yüzyıl Bilgini", ünlü Türk hükümdarı Uluğ Bey için "On Beşinci Yüzyıl Bilgini" öğrencisi Ali Kuşçu için "On Beşinci Yüzyıl Batlamyos'u" dendiğini de belirtmek mümkündür.
Yukarıda sadece birkaçının adını belirttiğimiz 8. ile 16. yüzyıl Türk - İslam Dünyası alimlerinin eserleri, Batı'da "Tercüme Yüzyılı" olarak adlandırılan 12. yüzyıl başlarından itibaren, önceleri zamanın bilim dili olan Latince'ye, daha sonradan da, öteki Batı dillerine çevrilmiştir. Çevrilen bu eserlerin asılları ise, Doğu Yazma Eserleri ile zengin olan Avrupa kütüphanelerinde muhafaza edilmekte ve hala, ilgili bilim adamlarının elinde, gerektiğinde temel müracaat kitabı, ya da kaynak eser olarak değerlendirilmektedir.
Bazı kaynaklar, matematiğin kurucusu ve geliştiricisi olarak, Batı dünyası matematikçilerinin adlarını belirtir. Gerçekte; Avrupa, 8. ile 16. yüzyıl Türk - İslam Dünyası matematikçilerinin hazırlamış oldukları temel eserlerden büyük istifadeler sağlayarak, matematiği, bugünkü ileri seviyesine ulaştırabilmişlerdir. Öyle ki; Türk - İslam Dünyası matematikçileri, Batı dünyasının ilmi düşünce ve araştırma duygularını ateşleyerek harekete geçirip beslediler ve yeni bir canlılık kazandırdılar. Cebir, geometri, aritmetik ve trigonometri konularında Batı'yı kendi görüş ve keşiflerine dayanarak ilerleyebileceği seviyeye getirdiler. 16. yüzyıl sonları için İtalyan matematikçi Cordano'nun (1501-1576) adını belirtebiliriz.
Ülkemizde, evrensel nitelikteki kendi alimlerimizin bilimsel yönlerine gereken ve yeterli önem verilmezken; Batı'da, özellikle son yüzyıl içerisinde, bilginlerimize ait yüzlerce cilt eser ve makalelerin yayınlandığı, hatta bu bilginlerimiz için, yaşadığı yüzyıllara adlar verildiği ve anma törenleri düzenlendiğini görmek mümkündür. Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse; dünyada ilk cebir kitabı yazanın Harezmi (Harezm 780-Bağdat 850), trigonometrinin temel bilginlerinden olan sinüs ve cosinüs tanımlarını ilk açıklayan el-Battani (Harran 858-Sa-marra 929) , tanjant ve cotanjant tanımları ile ilgili temel bilgileri Ebu'l Vefa (940-998), Pascal'a (Blaise Pascal 1623-1662) izafe edilen ve cebirde önemli kuralları ihtiva eden "Binom Formülünün" Ömer Hayyam'a (1038-1132) ait ve Kepler'in (Johannes Kepler 1570-1630) araştırmalarına rehberlik edenin İbn-i Heysem (965-1039) olduğunu belirtebiliriz. Ayrıca Sabit bin Kurra (826-901) için "Türk Öklid'i" bilim dünyasının en büyük alimi, Beyruni (Bruni) (973-1052) için "Onuncu Yüzyıl Bilgini", ünlü Türk hükümdarı Uluğ Bey için "On Beşinci Yüzyıl Bilgini" öğrencisi Ali Kuşçu için "On Beşinci Yüzyıl Batlamyos'u" dendiğini de belirtmek mümkündür.
Yukarıda sadece birkaçının adını belirttiğimiz 8. ile 16. yüzyıl Türk - İslam Dünyası alimlerinin eserleri, Batı'da "Tercüme Yüzyılı" olarak adlandırılan 12. yüzyıl başlarından itibaren, önceleri zamanın bilim dili olan Latince'ye, daha sonradan da, öteki Batı dillerine çevrilmiştir. Çevrilen bu eserlerin asılları ise, Doğu Yazma Eserleri ile zengin olan Avrupa kütüphanelerinde muhafaza edilmekte ve hala, ilgili bilim adamlarının elinde, gerektiğinde temel müracaat kitabı, ya da kaynak eser olarak değerlendirilmektedir.
Bazı kaynaklar, matematiğin kurucusu ve geliştiricisi olarak, Batı dünyası matematikçilerinin adlarını belirtir. Gerçekte; Avrupa, 8. ile 16. yüzyıl Türk - İslam Dünyası matematikçilerinin hazırlamış oldukları temel eserlerden büyük istifadeler sağlayarak, matematiği, bugünkü ileri seviyesine ulaştırabilmişlerdir. Öyle ki; Türk - İslam Dünyası matematikçileri, Batı dünyasının ilmi düşünce ve araştırma duygularını ateşleyerek harekete geçirip beslediler ve yeni bir canlılık kazandırdılar. Cebir, geometri, aritmetik ve trigonometri konularında Batı'yı kendi görüş ve keşiflerine dayanarak ilerleyebileceği seviyeye getirdiler. 16. yüzyıl sonları için İtalyan matematikçi Cordano'nun (1501-1576) adını belirtebiliriz.
20 Apr 2007
Nasıl, ne kadar ve ne zaman su içmeliyiz?
Nasıl, ne kadar ve ne zaman su içmeliyiz?
Beynimizden bağırsaklarınıza kadar, vücudunuzdaki tüm sistemin suya mutlaka ihtiyacı vardır.
IDEA denen uluslararası sağlık ve spor organizasyonunun da belirttiği gibi Su, vücut ısısını ayarlıyor, besinleri, oksijeni ve atıkları taşıyor, böbrek ve karaciğerden zehirleri atıyor, vitamin ve minerallerin vucutta çözülmelerini sağlıyor, vücudu yaralanmalardan yastık gibi koruyor.
Ne kadar zuya ihtiyacımız var
Her gün vücudumuzdan 2.5 litre ile 4 litre su azalıyor. Vücudumuzun gerekli su dengesinin temin edilmesi için aynı miktarda suyun mutlaka alınması, içilmesi gerekiyor.
• Ortalama bir insan vucudunda ortalama 40-50 quart su vardır (40-50 quart, 1 quart=0.9464 litredir).
• Kanınız % 83 sudur;
• Kaslarınız % 75i sudur
• Beynin % 74'ü sudur
• Hatta kemiklerinizin bile % 22 si sudur
. Su vücudunuzdaki her eklemi adeta yağlar ve hücre/kasların birbirine yapışmasını önler .
Vücutta su kaybı, kuruma olduğunda; yani yeterince bol sıvı içmediğinizde;
• Vücudunuz ve beyniniz tembelleşir, yavaşlar
• Kanınız kalınlaşır-koyulaşır (TEHLİKELİ)
• Kalbiniz de böylece çok çalışmak zorunda bırakılmış olur.
Su sindirim sisteminiz için de çok gereklidir; bu ihtiyaç sindirimde yukardan aşağıya kadar, hazımda ve yiyecek ve besinlerin emilmesi ve en sonunda atıkların atılmasına kadar sürer.
Tek başına posalı beslenmek normal dışkılama ve bağırsakların muntazam boşaltılmasına yardım etmeğe yetmez. Yeterince gerekli su olmazsa, almış olduğunuz posalar dışkınızda / kakada su tutma özelliğini de arttırır ve kabızlığa sebep olur.
SU VÜCUDUNUZUN KLİMA, SOĞUTMA SİSTEMİDİR
Çok ısındığınızda, cildin gözeneklerinden kaybettiğiniz su, terleme bezleri ve akciğerleriniz vücudunuzun içinde çok fazla ısınmasını engellerler.
SU KAYBETMEK ÖLDÜRÜR
Vücudunuzun çok fazla su kaybetmiş olması için, öyle fazla terlemeniz de gerekmez. Hatta tamamen hareketsiz dahi olsanız, vücudunuz metabolizmanın çalışması sonunda ısı üretir ..
SAĞLIKLI GÖRÜNMEK İÇİN DE SUYA iHTİYACI VARDIR
Milyonlarca güzel görünme meraklısı Amerikalı kadın etrafta kurumuş erikler gibi gezerler, şişkinlikten ya da sık tuvalete gitmekten korkup su içmezler. Ama şişkinliğe, karındaki şişmeye sebep olan aslında içilen su değildir. Fazla tuz ve aşırı karbonhidrat tüketimi nedeniyle vücudun tuttuğu sudur bu.
SU İÇMEK GEREKTİĞİNİ ANLAMAK İÇİN SUSAMAYI BEKLEMEYİN
Siz susadığınızda, zaten hafifçe vücutta kuruma yani susuzluk başlamıştır bile. Hafif dehaydrasyon bile fiziksel ve mental / beyin performansınızı azaltacaktır.. Susuzluğun belirtileri şunlar:
• Baş ağrısı
• Yorgunluk, halsizlik
• Baş dönmesi
• Zihni bulanıklık
• iştahsızlık
. İdrarın koyu renkte olması
Bir insanın ne kadar su içerek kurumayı önleyeceğine dair kesin tablo yoktur. Günde 8 adet 250 ml lik su bardağı ile su içmek en düşük, minimum hedef olmalıdır.
• Ama aktifseniz, ya da spor, egzersiz yapıyorsanız,
• Yüksek irtifada,
• Dağda vs iseniz,
• Hava sıcaksa ve nemliyse,
• Ya da grip veya ateşiniz varsa, bir enfeksiyon hastalığınız varsa, tüketeceğiniz günlük su çok daha fazla olmalıdır
Su, bildiğimiz adi su birçok durumda kaybedilen suyu vücudumuza geri vermek için en iyi seçimdir. Kafeinsiz kahve, çay veya şekersiz tabii içecekler ve suyla karıştırılmış taze meyva suları da aynı işi görebilir.
Çoğu su olan karpuz gibi % 98i su olan yiyecekler de karbonhidratça veya tuz acısından çok zengin olmadıkları sürece uygundur .
20 Apr 2007
Yavuz Sultan Selim pek sade giyinirdi. Bunun sebebini soranlara:"Süslü ve şaşalı giyinmek külfetten başka bir şey değildir.Niçin boş yere bu külfete katlanayım?" derdi. Bir elbiseyi eskiyene kadar giyerdi.Bütün devlet erkanıda böyle davranmak zorunda kalırdı. Bir defasında venedik elçisinin istanbula gelip huzuruna çıkacağı haberi geldi.Bunun üzerine vezirler, üzerlerindeki hayli eskimiş elbiseleri değiştirme ihtiyacı hissederek sadrazam aracılığıyla durumu Yavuza tedirginlikle de olsa bildirdiler.Yavuz hiç kızmadı ve : "Münasiptir" dedi Elçinin geleceği gün vezirler, yeni esvaplarıyla padişahın huzuruna vardılar.Ancak gördüklerine inanamayarak dehşetli bir hayrete düştüler.Zira Yavuzun üzerinde yine o eski elbiseleri vardı. Tahtında oturmuş, keskin kılıcını çekip tahtın basamağına koymuştu. Karşı pencereden vuran gün ışığı altında parıltısı gözleri kamaştırıyordu.Bu durum karşısında bütün vezirler, üzerlerindeki görkemli elbiselerden utanıp şaşkın bir vaziyette kaldılar. Görüşme bitip elçi dışarı çıktıktan sonra Yavuz, sadrazama bakarak: "Paşa! Var elçiye sor, bizi nasıl bulmuşlar?" dedi. Sadrazam, Padişahın emrini yerine getirip döndü ve elçinin intibasını nakletti. "- Sultanım venedik elçisi: 'O Kılıcın parıltısı gözümü öyle aldı ki, kendilerini göremedim bile...' demektedir." Yavuz tebessüm etti ve sadrazama şehadet parmağı ile kılıcı göstererek: "- işte kılıcımızın ağzı kestikçe, kafirin gözü ondan asla ayrılamaz ve bizi görmez! Ama Allah esirgesin, birgün kesmez olur ve parlamazsa, o zaman küffar bizi hem hor görür, hemde tepeden bakar!..." dedi.
20 Apr 2007
ÇANAKKALE KAHRAMANLARI 43-ncü Alay 1-nci P. Tb. 1-nci Bölük 1917 YILI YEMEK LİSTESİ GÜN : SABAH / ÖĞLE / AKŞAM / EKMEK 15 HAZİRAN: ÜZÜM HOŞAFI / YOK / YAĞLI BUĞDAY ÇORBASI / TAM 26 HAZİRAN : YOK / YOK / ÜZÜM HOŞAFI / TAM 18 TEMMUZ : ÜZÜM HOŞAFI / YOK / YOK / YARIM 8 AĞUSTOS : YARIM EKMEK / YOK / ŞEKERSİZ ÜZÜM HOŞAFI / -? NOT: 21 TEMMUZ 1917'DEN İTİBAREN BAŞLAYARAK ORDU EMRİYLE EKMEK İSTİHKAKI 500 GRAMA İNDİRİLMİŞTİR. ÇÜNKÜ UN VE EKMEK KALMAMIŞTIR. BU VATANIN NASIL KAZANILDIĞINI BİLMEYENLERE, ANLAMAYANLARA YA DA ANLAMAK İSTEMEYENLERE LÜTFEN ANLATINIZ
20 Apr 2007
Kazlar: Göç eden yaban kazlarini havada süzülürken hiç izlediniz mi? Eger izlediyseniz "V" seklinde bir formasyonla uçtuklarini görmüşsünüzdür...Bilim adamlari kazlarin neden bu sekilde uçtuklarini arastirmislar. Ve sonuçta kazlarin hiç de "kaz kafali" olmadiklari ortaya çikmis. Hatta kazlarin yasaminda bizlerin de ders alacagi noktalar var... * "V" seklinde uçuldugunda, uçan her kus,kanat çarptiginda arkasindaki kus için, onu kaldiran bir hava akimi yaratiyormus. Böylece "V" seklinde bir formasyonda uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çirpislari sonucu ortaya çikan hava akimini kullanarak uçus menzillerini % 70 oraninda uzatiyorlarmis. Yani tek basina gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katliyorlarmis. Bize çikan ders: Belli bir hedefi olan ve buna ulasmak için biraraya gelen insanlar, hedeflerine daha kolay ve çabuk erisirler. * Bir kaz, "V" grubundan çiktigi anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diger kuslarin yarattigi hava akiminin disinda kalmis oluyor. Bunun sonuçunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu sekilde devam ediyor. Bize çikan ders: Eger kafamiz bir kaz kadar çalisiyorsa; bizimle ayni yöne gidenlerle bilgi alisverisini ve isbirligini sürekli kilariz. * "V" grubunun basinda giden kaz hiçbir hava akimindan yararlanamiyor. Bu yüzden digerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasindaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu degisim sürekli yapiliyor; böylece her kaz grubun her noktasinda yer almis oluyor. Bize çikan ders: Yaptiginiz her isi, yeri ve zamani geldiginde baskasina birakmak gerekiyor. Bu sizin için de iyi, digerleri için de... * Uçus hizi yavasladiginda gerideki kuslar, daha hizli gitmek üzere öndekileri bagirarak uyariyorlar. Bize çikan ders: ílerlemek ve yol almak için bazen baskalarinin uyarilarina gereksinim duyariz. Bundan alinmamaliyiz; tam aksine, böyle uyarilari sevinç ve takdirle karsilamaliyiz. * Gruptaki bir kus hastalanirsa ya da bir avci tarafindan vurulup uçamayacak duruma gelirse; düsen kusa yardim etmek üzere gruptan iki kaz ayriliyor ve korumak üzere hasta / yarali kazin yanina gidiyor. Tekrar uçabilene (ya da eger ölürse, ölümüne kadar) onunla beraber kaliyorlar; yarali kusu asla terketmiyorlar. Daha sonra kendilerine baska bir Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu sekilde katilmak isteyen kazlari reddetmiyor... Bize çikan ders: Adam olmak sadece insanlara özgü degil....
20 Apr 2007
Mimar Sinan-Büyük Adam Bir kaç yil önce Süleymaniye camisinin yikilma tehlikesi içinde oldugu kesfedilmis. Eger çözüm bulunamazsa, koca cami kisa bir zaman içinde yikilacakmis. Caminin tüm tasiyici yükü kemerlerindeymis. Bu kemerlerin ortalarinda bulunan kilit taslari zamanla asinmis. Ama elde yazili bir proje olmadigi için nasil degistirilecegi bilinmiyormus. Hemen Türkiye'nin en yetkin mühendis ve mimarlarindan olusan bir heyet hazirlanmis. Bir sürü fikir atilmis ortaya, her kafadan bir ses çikmis ama sonuç alinamamis. Ülkenin en iyi bilim adamlari bu sorunu çözememis. Tartismalar sürerken caminin içinde büyük bir karmasa sürüyormus. Ülkenin çesitli bilim kuruluslarindan bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormus. Bu adamlardan biri ortalarda dolanirken kazara gizli bir bölme bulmus. Bölmede üzerinde eski yazi olan bir not varmis. Uzmanlara inceletilen kagidin orijinal oldugu belgelenmis. Bu kagit parçasi bizzat Mimar Sinan'in imzasini tasiyan bir mektupmus. Mektupta yazilanlar tercüme ettirilince söyle bir metin çikmis ortaya: "Bu notu buldugunuza göre kemerlerden birinin kilit tasi asindi ve nasil degistirilecegini bilmiyorsunuz". Kagitta yazilanlar bununla da bitmiyormus. Koca Sinan kademe kademe kilit tasinin nasil degistireceklerini anlatiyormus. Heyet kademe kademe Sinan'in söylediklerini yapmis. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarilmis. Bu mektup simdi Topkapi Sarayi'nda saklaniyormus.
20 Apr 2007
MUSA AGACIK" yillardir yaptigi röportajlarin küçük bir bölümünü Musa'dan Beri" adli kitapta toplamış. Türkiye'nin son yillardaki serüvenini daha iyi görmek için mutlaka okunmasi gereken kitaptan birkaç satir aktaralim. Agri'da konustugu 75 yasindaki Haci Sıddık Bilgin diyor ki: -Musa Bey, biz Atatürk'ü çok seviyoruz... -Zorunuz nedir, neden Atatürk'ü seviyorsunuz baba?" -Çünkü Atatürk LAYIGLIGI getirmistir!.." - Layiglik nedir Sıddık Baba?" -Camiye giden camiye layigtir, kerhaneye giden,kerhaneye layigtir..." -Bu mudur? -Heee budur
20 Apr 2007
TÜRKÇE ÜZERİNE
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, Duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı:
"Bu günden sonra, divanda, dergâhta,Bârgâhta, mecliste, meydanda
Türkçe'den başka dil konuşulmaya" diye
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığımız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın "demo", sunucunun "spiker",
Gösteri adamının "showmen", Radyo sunucusunun "diskjokey",
Hanım ağanın, "firstlady" olduğuna
Şaşıranınız var mı?
Dükkânın "store", bakkalın "market", torbanın "poşet",
Mağazanın "süper", "hiper", "gross market",
Ucuzluğun, "damping" olduğuna
Kananınız var mı?
İlan tahtasının "billboard", sayı tablosunun "skorboard",
Bilgi alışının "brifing", bildirgenin "deklarasyon",
Merakın, uğrasın "hobby" olduğuna
Güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde"welcome" çıkışında "goodbye"
Okuyanınız var mı?
Korumanın, muhafızın, "body guard",
Sanat ve meslek pirlerinin " Duayen",
İtibarın, saygınlığın,"prestij" olduğunu
Bileniniz var mı?
Sekinin, alanın "platform", merkezin "center",
Büyüğün "mega", küçüğün "mikro", sonun "final",
Özlemin hasretin, "nostalji" olduğunu
Öğreneniniz var mı?
İş hanımızın "plaza", bedestenimizin "galeria",
Sergi yerlerimizi, "center room", "show room",
Büyük şehirlerimizi, "mega kent" diye
Gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın "fast food",
Yemek çeşitlerimizin "menü",
Hesabını, "adisyon" diye
Ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi "dubleks",
Üç katlı komşu evini "tripleks",
Köşklerimizi "villa", eşiğimizi "antre",
Bahçe çiçeklerini "flora" diye
Koklayanınız var mı?
Sevimlinin "sempatik", sevimsizin "antipatik",
Vurguncunun "spekülatör", eşkıyanın "mafya",
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, "sponsorluk"
Diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezisini "picnic",
Bilgisayarı "computer", hava yastığını "air bag",
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, "okey" diye
Konuşanınız var mı?
Çarpıcı önemli haberler, "flash haber",
Yaşa, varol sevinçleri, "oley oley",
Yıldızları, "star" diye
Seyredeniniz var mı?
Virvirik dağının tepesindeki köyde,
"Cafe show" levhasının altında,
Acının da acısı
Kahve içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı,
İnancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığına, talan edildiğine,
Özün el diline özendiğine,
İçi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi,
Ata sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi,
Ninnilerimizi kaybettik,
Türkçe'miz elden gidiyor,
Dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz,
Duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı ...
Hayal meyal hatırlayıp da,
Sahip çıkanınız var mı?
YUSUF YANÇ
(Bu Şiir Türk Dil Kurumu Tarafından Ödüllendirilmiş.)
20 Apr 2007
Beyin sagligi icin ne yapabiliz
Annem 76 yaşında vefat etmeden yaklaşık 2 sene önce çevresinden kopmaya başlamıştı... Son günlerinde ise beni dahi zor tanıyabiliyordu. Teşhis konamamıştı o zaman... Şeker hastalığına bağlanmıştı olay! Ancak aradan bir kaç yıl geçip "Alzheimer's" keşfolunup, semptomları yazılınca, anlamıştım ki, rahmetlinin vefat sebebi de buydu!. Altmışına merdiven dayamış bir yaşlı olarak düne baktığımda... Biz çocukken, evde bakır kaplarda pişerdi yemekler... Arada bir kapı önünden geçen "kalaycı"lar, bakır kapları kalaylardı. Yemekler de bu kalaylanmış kaplarda pişerdi. Sonra birden aluminyum furyası çıktı!. Herkes bakır kaplarını satıp evi aluminyum kaplarla doldurmaya başladı... Büyük kolaylıktı. Hafifti, ucuzdu, kalaylanma derdi yoktu!. Yıllar yılı aluminyum kaplarda pişmiş yemeklerle beslendi beyinlerimiz!. Derken çelik kaplar, teflon tencereler çıktı yakın yıllarda, bizler mezara bir karış yaklaştığımızda... Ve atıldı ortaya bir yeni keşif! "Alzheimer's", yani ALUMİNYUM hastalığı!. Bu hastalığa yakalananların beyin hücrelerinde normalin 4 katına kadar aluminyum fazlalığı tespit oldu 1989 da... Özellikle, beynin hâfızayla alâkalı hippocampus bölgesindeki hücrelerde bu birikim çok fazla olarak bulundu. İnsanların farkında olmadan gıda ve diğer yollarla aldıkları fazla aluminyum beyni iflasa sürüklüyordu... İsimleri, yerleri, kişileri hatırlamaz hâle getiriyordu "ALZHEİMER'S" hastalığı; insan ister fakir bir çöpçü, ister başbakan olsun! -Ve bunda, kullanılan aluminyum kapların etkisi çok büyük! -Yapılan araştırmalara göre, normal kapta pişen domatesteki aluminyum oranı, alimunyum kapta piştiğinde yüzde yüze yakın artıyordu. Şimdi aluminyum tencereler kullanılmıyor pek ama tehlike geçti mi? Bu defa en başta aluminyum "kutu"larda saklanan, içilen konserve ve meşrubat türü gıdalar çıktı karşımıza! -Bunlar yanısıra vücuda alınan bazı ilaçlara da dikkat edilmeli sanırım! -Meselâ, stresli toplumlar sürekli mide yanmalarına karşı antiasid almaya başladılar... Ki alınan antiasid hap veya şurupların pek çoğunda yoğun miktarda aluminyum hydroxid ve aluminyum tuzları bulunmakta!. Yanı sıra ishal kesici (antidiarrheal) haplar dahi aluminyumlu maddeler ihtiva etmekte. Bir kısım ağrı kesici aspirinler, kepek olmasını önleyici bazı şampuanlar, bazı deodorantlar, hep beynimizin belâsı aluminyumu ihtiva etmekte... Bilmem aluminyumlu nesnelerden uzak durmamız gerektiğini yeterince anlatabildim mi?. Yanı sıra kesinlikle LIGHT ve DIET yazan yenecek ve içeceklerden uzak durmak gerekiyor... Rafine beyaz şeker, beyni "turn-OFF" yapan (çalışmasını durduran) madde olarak adlandırılıyor. Tadlandırıcıların her türünden uzak durmak gerek... -Ya beyne yararlı ne alabiliriz?. -USA'daki benim ulaşabildiğim verilere göre... Normal, sağlıklı, orta yaş biri için... Royal Jelly, fresh olacak, softgel (kapsül-toz olmayacak)... Günde 500 mg. 50 yaş üstü için 1000 mg olabilir 2 defada sabah ve akşam üzeri saat 17-18 gibi aç karnına. Ginko Biloba... günde en az iki defa; 60 mg... Softgel olursa daha iyi... Veya kapsül... Ginseng... 500-1000 mg'lık, bir veya iki defada. (Yüksek tansiyonu olanlara tavsiye edilmiyor.) Coenzym Q10... 30 mg, günde 2 tane. DHEA... 25mg günlük... Melatonin 2-3 mg'lık. Yatmadan 2 saat önce. Kalsiyum ve Magnezyum... 1000 mg, günlük yatmadan önce... Ayrıca kapsamlı bir multivitamin-multimineral kompleksi... İmkânı olanlar bunları değerlendirebilirse... Peki ya imkânı olmayanlar? -Hiç olmazsa aluminyumdan uzak dursunlar!... BAL yemeğe gayret etsinler sabah akşam birer yemek kaşığı yemekten 20 dakika önce...
20 Apr 2007


(0)